23 Eylül 2009 Çarşamba

Teleskop Yapımı - Giriş - 1

"Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şeye hayal derler. Siz hiç güzel olmayan, istemediğiniz bir şeyi hayal ettiniz mi? Bence etmediniz. Kimse etmez. Çünkü hayal güzeldir. Hayal kurmak da güzeldir. Yıllar sonra hayallerim vardı dememek için, hayallerimi gerçekleştirme gayreti içindeyim.

Yeryüzünde yaşıyoruz. Çoğu zaman yaşadığımız bu yeryüzünün yukarısını ve aşağısını unutuyoruz. Oysa yeryüzünün yukarısı yani gökyüzü öyle devasa bir sistem ki insan hayran hayran saatlerce bakabiliyor, yine de doyamıyor. İşte benim hayalim: Gökyüzünü keşfetmek. Yıldızlara ulaşamasak da yakınlaşabilmek. Sanki bir adım atsam üzerilerine çıkabilirim, tutunabilirim duygusunu yaşamak."


Gökyüzümüzde herkesin her gece gördüğü dünyamızın uydusu ay. Her gün küçülüp büyüyen, sonsuz uzayda bir oradan bir buraya gezinip duran ufaklık. Kimileri gidip gördü. Üzerindeki çukurlarda, tepeciklerde gezindiler. Gidip görmek büyük ihtimal bize nasip olmayacak ama ortalama 380000 km. uzaktan bile olsa oturup izlemek heyecanlandırıyor beni. Şimdilik 80 kat yaklaşabiliyorum. Yani 4750 km. Eğer tasarladığımız teleskobumuzu yapabilirsek bu mesafe 750 km olacak. Heyecan artacak. :) Baksanıza gezmeyi seven ufaklık 3-5 dk içinde ağaçların arasına saklanıp poz veriyor.





Şimdilik eldeki imkanlarla gözlemleyebildiğim gökyüzünü, daha yakından ve daha profesyonel olarak gözlemleyebilmek için teleskop yapmaya karar verdik. İş ve beraberinde okul hayatının yoğun temposunun yanında bakalım ne zaman tamamlayabileceğiz ama ilk adımı attık. Başladık vesselam.

21 Eylül 2009 Pazartesi

3. CS Misafir

"Bijen ve Lilo. İki arkadaş Almanya' dan. Bijen biyokimya (master), Lilo ise İslamik eserler okuyor. Yarım yamalak da Türkçe konuşuyorlar. Cümleye başlıyorlar, sonuna yani yükleme sıra gelince Türkçe' mizdeki sondan ekli gramer yapısından dolayı fiil çekimlerinde çoğu zaman takılıyorlar. "Burdur' da 2 gece ka- kaldı- kaldız- kaldık." böyle basit cümleyi kurmak 30 saniyelerini filan alıyor. Hemen öğrenilmiyor yabancı dil. Çok gayretliler, hevesliler. Günden güne ilerletiyorlar günlük konuşmayı, grameri, kelime haznesini."

Yaklaşık 1 senedir Türkçe öğrenmeye çalışıyorlar. Bizden de kendileriyle Türkçe konuşmamızı istiyorlar haliyle. Lakin bizdeki turist görünce İngilizce konuşma alışkanlığı bakın ne hale dönüştürüyor muhabbeti. Sonradan helal pazarına dönüşse de konu meşhur Alman çikolatası aslında... "Helal, Allah! Helal bazaar is twelve billion dollars all over the world." Cihangir Bey Türkçe anlatsa derdini daha anlaşılır olacak (Koyu bir Türkçe sevdalısı olarak) sanki. İyi ki de anlatmamış çünkü tarzanca anlatım tek kelimeyle harika. Bütün uzuvlar çalışıyor, sözcükler en ilkel haliyle çıkıyor ağızdan. Ben ise -video kaydı yapan - dananamayıp, kopuyorum.



Alman arkadaşlar ne anlamış bu harika anlatımdan:

7 Eylül 2009 Pazartesi

2. CS Misafir - 2. Kısım

"Gelen misafirlerle aynı frekansta konuşuyorsak, zaman da müsaitse unutulmayacak bir çok şey yaşanabiliyor. Bu kez de öyle oldu. Beraber tarihi evleri, konakları, müzeleri gezdik. Konsere gittik. Sahura gittik. Sahur hazırladık. Beraber oruç tuttuk. Beraber iftar hazırladık. İftara gittik. Ramazan eğlencelerini izledik. Şehr-i ramazanda bunların dışında başka ne yapılabilir ki..."

Yiyip - içip, gezmeye gelmişiz dünyaya...

Yemek yapmak bu sıralar bizim için biraz sıkıntılı bir iş. Çünkü, malzeme almak, pişirmek ardından bulaşık derken epeyce zamanımızı alıyor. Vakit darlığından dolayı çok sağlıklı olduğunu düşünmesek de hazır gıda ile besleniyoruz. Buna rağmen misafirlerimiz gelince nedense yemek yapasım tutuyor. Bu kez ise yöresel yemeğimiz olan tirit yaptım. Kuru yufkayı parçalayarak tabağa yerleştirip, üzerine özel hazırlanmış tavuk suyu ilavesi ve et parçaları ile yapımı kolay olan türkülere konu olmuş yöresel bir yemeğimiz tirit. Çok da kötü değilim yemek konusunda. Genelde kırmızı et, beyaz et ve türevleri ağırlıklı yemekler ilgi alanıma girse de kabak yemeği denemem de olmuştur. Gayet de beğenilmiştir... Amma ve lakin etobur olduğum için sebze yemeklerindeki yeteneğimi ilerletemedim.

Fotoğraftaki aç halim yüzümde şaşkın, biraz da bitkin bir ifade yaratmış...

2. CS Misafir - 1. Kısım

"CS, seyyahların durak yerlerinde geçirdikleri vakit boyunca unutulmayacak arkadaşlıkların kurulabildiği, yapılan kültür alış-verişi ile dünyada yalnız yaşamadığımızın kanıtlandığı ve dünyanın sanılanın aksine çok da büyük olmadığını bize gösteren harikulade bir sistem. Gelen misafirlerle daha önce hiç görüşüp, tanışılmadığı halde sanki 40 yıldır arkadaşmışız gibi bir anda kaynaşılan samimi ortam sunuyor bize."



İlk tanışma:

Bir kaç karşılıklı yazışmadan sonra Fransız CS misafirimiz evimizde kalmaya karar verdi. Biz de Kütahya' da bizi ziyaret edecek bu arkadaşla -Caroline- tanışmanın heyecanı içinde gelmesini beklemeye başladık.

Kendisi bir gün öncesinden aradı ve gece 1:45 te tren garına ineceğini ve kendisini alıp alamayacağımızı sordu. Uykumuzun en tatlı anında gelecekti. Biraz buruk bir şekilde 2-3 saat alıp alamayağımızı düşündükten sonra tatlı uykumuzdan feragat edip misafirimizi almaya karar verdik. Ve gece geldi çattı. Fatih Beyi zor zar uyandırdıktan sonra uyku sersemi halimizle, bir zamanların popüler arabası olan Renault Toros -Fransız malı- ile gara vardık.



Kendinden büyük, belki de ağır olan sırt çantası ile bizi bekleyen misafirimiz sessizliğe bürünmüş tren garındaki 3-5 kişi arasında hemen dikkatimi çekiverdi. İlk tanışmalarda seyyahın ana diliyle konuşmak sempati uyandırdığını düşünerek çat pat konuşabiliğim Fransızcam ile yanına yaklaşıp "Salut, je m'appelle Oguz Han" diyerek selam verip kendimi tanıttım. O da selam diyerek jestime karşılık verdi. Ardından "Comment ça va" diyerek hal hatır sordum. :) Öyle bir konuşmuşum ki kız fransızca konuşmaya devam etti. Anlamadım haliye... neyse inglizce devam ettik.

Ramazan ayındaydık. Bilindiği gibi şehri ramazanda, diğer aylara göre manevi duygular daha fazla kabarır ve bu maneviyat esintisiyle hayat, daha sakin bir hale dönüşür. Hüşu içinde geçirdiğimiz bu ayda belki fransız misafirimiz ona ilginç gelecek bir çok olayla karşılacaktı.

Misafirimizle olan ilk etkinliğimiz beraber sahur yapmak oldu. Gardan eve dönerken yolumuzun üzerindeki bir simit sarayına uğradık. İşletmeci Ahmet Bey beni görüp, hemen bize buyur etti. Masamıza fırından yeni çıkmış, arasındaki kaşar peyniri eritecek sıcaklıkla çıtır çıtır simitler geldi. Yanında türlü reçeller ve peynir, zeytin ile geniş bir kalvaltı tabağı... Tam bir Türk kahvaltısı (kahwa, eski arapçada enerji veren anlamında kullanılır(mış). Kahvaltı da içilecek kahveden önce atıştırılan hafif yiyeceklere denir(miş).). Öyle ekmeğin arasına bir kaç dilim salam koyup ya da peynir koyup, öğünü geçiştirmek yok. Çeşit olacak, önce gözün doyacak sonra karnın doyacak. Gözün ve damağın hangisini isterse çatalın ona göre hareket edecek. Ekmek arası kalvaltı, zamanı daha verimli değerlendirmek için hazırlanır ama Türk kahvaltısı da hızlı yapılırsa aynı verimlilik sağlanır bence. Konuyu dağıttık galiba. Toparlıyorum. Misafirimizle sahurumuzu yaptık. Ramazan davulcusunun davulunun hızlı temposuna uyarak hızlı hızlı yedik canımızın istediğinden. Yedikçe karnımızın hacmi arttı, hacim arttıkça bedenimize ağırlık çöktü. Ağırlık çöktükçe uyku bastırdı. Uyku bastırdıkça göz kapaklarımız evimize gidip yatmamız gerektiğinin sinyallerini vermeye başladı. Biz de eve gidip, hemen uyuduk.

Blog Listem

Blogger tarafından desteklenmektedir.