konak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2009 Pazar

Cafer Kanka

"Cafer: Üniversitede tanıştığım, beraber çok zaman geçirdiğimiz, "kulakların çınlasın" diye şarkılar söylediğimiz, arkadaşlarının %80' i bayan olan, aralıkta askere gidecek, okul bittikten sonra hala sık sık görüştüğümüz bir kaç arkadaşımdan (dostumdan) biri..."



Cafer, aralıkta asker olacak. Emret komutanım diyecek. Silah elinde nöbet tutacak. Rap rap rap koşacak. İnşallah bu vatani görevini hayırlısıyla tamamlayıp gelecek...

Cafer, askere gitmeden 1 hafta izin alıp, önce üniversitemizi, ardından Ankara' daki kuzenini ziyaret etti. Bu haftasonu da benim misafirimdi. 2 gün boyunca bol bol muhabbet ettik. Son gün arkadaşlarla -Fatih (Müdür), Mustafa (Patron), Cafer (Kral) ve ben (Başkan)- geceden sabaha dek batak oynadık. Antalya' da hep batışına 5, batışına 6 diyerek alıyorlarmış ihaleyi galiba. Ama hep defasında da batıyorlarmış. :)

Bu karizmalar da müdürle patron.





Çok hoş vakit geçirdik. Nazar değmesin...

7 Eylül 2009 Pazartesi

2. CS Misafir - 2. Kısım

"Gelen misafirlerle aynı frekansta konuşuyorsak, zaman da müsaitse unutulmayacak bir çok şey yaşanabiliyor. Bu kez de öyle oldu. Beraber tarihi evleri, konakları, müzeleri gezdik. Konsere gittik. Sahura gittik. Sahur hazırladık. Beraber oruç tuttuk. Beraber iftar hazırladık. İftara gittik. Ramazan eğlencelerini izledik. Şehr-i ramazanda bunların dışında başka ne yapılabilir ki..."

Yiyip - içip, gezmeye gelmişiz dünyaya...

Yemek yapmak bu sıralar bizim için biraz sıkıntılı bir iş. Çünkü, malzeme almak, pişirmek ardından bulaşık derken epeyce zamanımızı alıyor. Vakit darlığından dolayı çok sağlıklı olduğunu düşünmesek de hazır gıda ile besleniyoruz. Buna rağmen misafirlerimiz gelince nedense yemek yapasım tutuyor. Bu kez ise yöresel yemeğimiz olan tirit yaptım. Kuru yufkayı parçalayarak tabağa yerleştirip, üzerine özel hazırlanmış tavuk suyu ilavesi ve et parçaları ile yapımı kolay olan türkülere konu olmuş yöresel bir yemeğimiz tirit. Çok da kötü değilim yemek konusunda. Genelde kırmızı et, beyaz et ve türevleri ağırlıklı yemekler ilgi alanıma girse de kabak yemeği denemem de olmuştur. Gayet de beğenilmiştir... Amma ve lakin etobur olduğum için sebze yemeklerindeki yeteneğimi ilerletemedim.

Fotoğraftaki aç halim yüzümde şaşkın, biraz da bitkin bir ifade yaratmış...

22 Temmuz 2009 Çarşamba

1. CS Misafir - 2. Kısım

"Misafirlerimizle ikinci günümüz."

Tarih kokan bu şehrin bir de kalesi var. Bizanslılardan kalma bir kale olup, belirli dönemlerde hapishane olarak da kullanıldığı söylenmektedir. Kütahya Kalesi' nin(Hisar' ın) en üst kısmında bir restaurant bulunmaktadır. Bunun hikayesi de ilginçtir. 1970 lerin başında dönemin belediye başkanı ödül almak için Avrupa gezisi yapmaktadır. Ve bu gezi esnasında bir yerde döner restaurant görmüştür. Ve kaleyi daha cazip bir mekan haline getirmek için bu mekana gördüğü döner lokantaya benzer bir lokanta inşa ettirmiştir. 45 dk da bir tur dönen bu lokantada yemek yerken, Kütahya manzarasını izlemek, hele akşam vaktinde oldukça keyifliydi. Ufukta gün batımını gözlemlemek de ayrı bir tat verdi bize. Her yer siyahın matemine bürünürken, şehrin ışıkları bu matemi aydınlatmaya çalışıyordu sanki...





Fatih Bey' in bakım için, yeni tesis kurmak için ya da arızadan dolayı en az ayda bir kez çıktığı karlık tepeden bir manzara yakaladım. Makinanın ayağını getirmediğime çok pişman oldum. Pananomik, HDR, gece manzarası çekemedim. İstediğim fotoğrafları çekememenin verdiği moral bozukluğu, makinanın sınırlarını zorlamama neden oldu...



Yemek yerken dil bilimci olan arkadaşımız Gerrie Arapça öğrendiğini ve hat sanatıyla uğraştığını söyledi. Babasından gelen bir merakmış bu uğraş. Başka hat sanatlarından mı esinlendi, kendince mi yazdı bilmiyoruz, velakin müthiş bir çalışma olduğunu söyleyeilirim. Hatta kendi ismini Arap harfleriyle yazıp, gümüş kolye yaptırmış ("Gerrie" Hollandaca (Dutch) dilinde telefuzu "Hayriye").





Dönüşte yine çok eski bir yapıya - kiliseye rstladık. Bu kilise Bizans döneminden günümüze ulaşmış ender yapılardan bir tanesi. Zaman zaman hamam, cami, tekrar kilise olarak kullanıldığı emin olunmamakla birlikte söylenilmektedir. Akşam vakti olduğundan kilisede hiç bir görevli yoktu ve kapısını kitlemişlerdi. Bu kilise şu an virane halinle hayatını sürdürme gayretindedir. Kütahya Belediyesi tarafından restore edilmek istenmiş ama İzmir ve İstanbul' daki kiliselerden destek göremediği için bakım, onarım çalışmaları yapılamamıştır. Çanını çalmışlar, öğrendiğimize göre iç kısımlarını kazmışlar yani çok yaralamışlar bu tarihi yapıyı. Ama diğerleri gibi zor da ayakta kalmaya devam ediyor...





O mıntıkada Cumhuriyet öncesi Rumların az ötesinde de Ermenilerin yaşadığını öğrendik. Ayrıca diğer yakasında da Türklerin yaşadığını öğrendik. Dostane ilişkiler içinde dilleri, dinleri ayrı olduğu halde uzun yıllar kardeşçe yaşamış bu 3 millet. Kurtuluş savaşında ise yunanlılar tarafından kışkırtılarak onların safında Türklere karşı savaşmışlar. Daha sonra ise karşılıklı göç politikası kapsamında Yunanlılar Yunanistan' a, Ermeniler Ermenistan' a, Türkiye dışındaki Türkler ise bu bölgelere göç etmişlerdir. Şu sıralar ise bu evlerin çoğu boş, hayalet şehir gibi ıssız sokaklara ev sahipliği yapıyor bu eskimeyen evler.

21 Temmuz 2009 Salı

1. CS Misafir - 1. Kısım

" Kütahya için öyle gezip görülesi bir yer değildir derler - Ben de öyle derim - ama tarihe merakı olan turistlerin ziyaret ettiği, her karışında merkezi ve ilçeleri dahil tarih kokan Ege' nin nadide şehirlerinden birisi (Macar misafirim yıllık izininin bir haftasını kullanarak, Türkiye gezisi yaptı. Türkiye gezisinde uğradığı tek yer Kütahya, 5-6 saat de Yalova da kalmış. İlginç!). İngiliz, Rus, Macar misafirlerimden sonra Kütahya' ya Hollanda' dan 2 misafirim geldi. Gerrie ile Henk. İki kardeş Türkiye turuna çıkmışlar. İstanbul, Bursa, Ankara, Eskişehir' den sonra Kütahya' yı gezip, görmek için 2-3 gün benim misafirim olacaklar. Henüz bir akşam geçirdik.
Benim gibi misafirperver bir arkadaşla tanıştıkları için ne kadar şanslılar bir bilseler! "




Beraber vakit geçirdiğimiz ilk akşamdan izlenimler:

Bizim evden iş yerine gittiğimiz o dar sokakta çanak anten modası var. Sanki binaların vazgeçilmez dekoruymuş gibi çanak anteni olmayan apartman yok. Her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Çıkan kiracı çanağını beraberinde götürürken, yeni gelen de beraberinde çanak antenini getirip aynı yere taktırıyor.



Bu sokak da anıtsal yapıları koruma kapsamı içerinde olduğundan, buradaki çok eski binalar restore edilmeyi ya da yıkılıp bire bir aynısının yapılmasını bekliyorlar. Maalesef bu sokokta da diğer civar yerlerdeki gibi buram buram tarih kokan bu eski binalar acı çekmekte, onları koruyan olmamasına rağmen onlar içlerindeki umudu her dem canlı tutmaya çalışmaktadırlar. Bazıları ise bir takım çabalar ile yaşatılmaya çalışılmaktadır.



O dar sokakta yürürken gözümüze, çiniden yapılmış süs eşyaları, küçük tabak vb. şeylerin üzerlerine desenler çizme ve bunları rengarenk boyama işini yapan küçük bir atölye takıldı. Kütahya' nın nerdeyse her sokağına bir çini, seramik işiyle uğraşılan bir dükkan var. Buralara kadar yayılmış demek ki bu sanat - ekmek kapısı. Bu şirin atölyede bir kaç el sanatı gözümüze takılıyor!







Yavaş yavaş ilerlerken yolu sonunda 8 ayımızı geçirdiğimiz ve uzun yıllar çalışacağımızı düşündüğümüz şirketimiz Türk Telekom binası bütün heybetiyle karşımıza çıktı. Belki binasın bu haliyle son karesini ben çekmiş oldum. Çünkü kısa bir zaman sonra bina modern yüzüyle bizlerin daha ferah bir ortamda çalışmasına imkan tanıyacak. Binamızın en üstünde ise Fatih Bey' in gönül verdiği antenler bizi karşıdan selamlıyorlar.



Evet, Kütahya Belediye Başkanımız tarafından ismi "Sevgi Yolu" olarak değiştirilmiş, araba girişine kapatılarak, yayalara açıldığı Cumhuriyet Caddesine çıktık. En popüler cadde olması dolayısıyla misafirlerimizi gezdiriyoruz. Yürüyüş sırasında yakaladığımız enstantanelerden...





İşte "Vazo" ! Kütahya' nın porseleniyle bezenmiş, herkesin namını duyduğu o meşhur vazo! Orası bir buluşma noktası... O Kütahya' ya gelip de fotoğraf çekilmezse olmaz bir Vazo...







Akşam oldu. Haliyle acıktık. Misafirlerimiz o kadar ince ruhlu ki biraz da çekingenliğin etkisiyle biz aç değiliz dediler. Mustafa Bey geçenlerdeki festivalde yemek fişi kazanmıştı. Hemen başına üşüşüverdik. Gelsin menüde ne varsa... Yemekler geldi. Bir de baktım ki Gerrie benden önce bitiriverdi saç kavurmasını. Hayret kendileri acıkmamıştı diye fısıldaştık. :) İşte o insanın canını çektiren menü- ben yazarken bile azım sulandı - :









Eee, karnımız da doydu. Üzerine bir Türk Kahvesi içilir artık. Ne demişler; "ister zengin ol, ister fukara, yemekten sonra iç bir Türk Kahvesi. " Böyle miydi bu söz? Neyse... Cümbür cemaat Germiyan Konağına gitmeye karar verdik. Kapısına vardık. Girişteki kapı tokmaklarına dikkatinizi çekerim. Sağdaki ince tonda ses çıkarıyor, soldaki ise kalın tonda. Bayanlar ince olanı tıklatıyorlar, erkekler ise kalın olanı. :) Konak içerisindeki kimin geldiğini bu şekilde anlıyorlar.



Germiyan konağı gerçekten insana huzur veriyor. Asırlık ahşap yapısı, mobilyaları bizi tarihin derin sayfarına götürecek kadar etkili duruyor. Kahve faslından sonra Fatih Bey falımıza baktı. Bizde gelecek merakı olmuştur hep. Biraz kendi yorumu, biraz atmasyon derken kısmetimiz açıkmmış. Oh şükr! dedik.







Germiyan Konağı' ndan ayrılırken, konakların olduğu caddede bir sessizlik hakimdi. Usul usul evin yolunu tuttuk eski evlerin arasından geçerek.



Batsın Bu Dünya!

Blog Listem

Blogger tarafından desteklenmektedir.