
İlk tanışma:
Bir kaç karşılıklı yazışmadan sonra Fransız CS misafirimiz evimizde kalmaya karar verdi. Biz de Kütahya' da bizi ziyaret edecek bu arkadaşla -Caroline- tanışmanın heyecanı içinde gelmesini beklemeye başladık.
Kendisi bir gün öncesinden aradı ve gece 1:45 te tren garına ineceğini ve kendisini alıp alamayacağımızı sordu. Uykumuzun en tatlı anında gelecekti. Biraz buruk bir şekilde 2-3 saat alıp alamayağımızı düşündükten sonra tatlı uykumuzdan feragat edip misafirimizi almaya karar verdik. Ve gece geldi çattı. Fatih Beyi zor zar uyandırdıktan sonra uyku sersemi halimizle, bir zamanların popüler arabası olan Renault Toros -Fransız malı- ile gara vardık.
Kendinden büyük, belki de ağır olan sırt çantası ile bizi bekleyen misafirimiz sessizliğe bürünmüş tren garındaki 3-5 kişi arasında hemen dikkatimi çekiverdi. İlk tanışmalarda seyyahın ana diliyle konuşmak sempati uyandırdığını düşünerek çat pat konuşabiliğim Fransızcam ile yanına yaklaşıp "Salut, je m'appelle Oguz Han" diyerek selam verip kendimi tanıttım. O da selam diyerek jestime karşılık verdi. Ardından "Comment ça va" diyerek hal hatır sordum. :) Öyle bir konuşmuşum ki kız fransızca konuşmaya devam etti. Anlamadım haliye... neyse inglizce devam ettik.
Ramazan ayındaydık. Bilindiği gibi şehri ramazanda, diğer aylara göre manevi duygular daha fazla kabarır ve bu maneviyat esintisiyle hayat, daha sakin bir hale dönüşür. Hüşu içinde geçirdiğimiz bu ayda belki fransız misafirimiz ona ilginç gelecek bir çok olayla karşılacaktı.
Misafirimizle olan ilk etkinliğimiz beraber sahur yapmak oldu. Gardan eve dönerken yolumuzun üzerindeki bir simit sarayına uğradık. İşletmeci Ahmet Bey beni görüp, hemen bize buyur etti. Masamıza fırından yeni çıkmış, arasındaki kaşar peyniri eritecek sıcaklıkla çıtır çıtır simitler geldi. Yanında türlü reçeller ve peynir, zeytin ile geniş bir kalvaltı tabağı... Tam bir Türk kahvaltısı (kahwa, eski arapçada enerji veren anlamında kullanılır(mış). Kahvaltı da içilecek kahveden önce atıştırılan hafif yiyeceklere denir(miş).). Öyle ekmeğin arasına bir kaç dilim salam koyup ya da peynir koyup, öğünü geçiştirmek yok. Çeşit olacak, önce gözün doyacak sonra karnın doyacak. Gözün ve damağın hangisini isterse çatalın ona göre hareket edecek. Ekmek arası kalvaltı, zamanı daha verimli değerlendirmek için hazırlanır ama Türk kahvaltısı da hızlı yapılırsa aynı verimlilik sağlanır bence. Konuyu dağıttık galiba. Toparlıyorum. Misafirimizle sahurumuzu yaptık. Ramazan davulcusunun davulunun hızlı temposuna uyarak hızlı hızlı yedik canımızın istediğinden. Yedikçe karnımızın hacmi arttı, hacim arttıkça bedenimize ağırlık çöktü. Ağırlık çöktükçe uyku bastırdı. Uyku bastırdıkça göz kapaklarımız evimize gidip yatmamız gerektiğinin sinyallerini vermeye başladı. Biz de eve gidip, hemen uyuduk.
0 yorum:
Yorum Gönder