Vazo! Her zamanki buluşma noktamız. Vakit geldi. Fotoğraf dostları birer birer damladı buluşma noktamıza. Ardından da bizi taşıyacak otobüsümüz beliriverdi ışıkların arasından...Otobüste gırgır şamata olacağını bildiğim için uykusuna düşkünlerin arasına oturdum ön koltuklara yani. Neyse... Vakit, yol alma vaktidir dedik çıktık yola. Henüz 40-50 km gittik gitmedik beklenmedik bir şekilde tekerimiz patladı. Allah'tan arkadaki çift tekerlerden biri patlamış ki herhangi bir kaza yaşanmadı. Gecenin 3'ünde lastikçi aradık feldir feldir. Ta ki Bozüyükte bulabildik açık bir lastikçi. Lastiği tamir ettirir ettirmez yolculuğumuza devam ettik. Sabahın göz alıcı ışıklarından rahatsız olup gözlerimizi açtığımızda, bir baktık Ayvalık' tayız.
Ayvalık' ın girişindeki harika köy kahvaltısının ardından, Türkiye' nin ilk boğaz köprüsünden geçerek Cunda Adası'na bugünkü ismiyle Alibey Adası'na geldik. Kurtuluş Savaşı' nda Yunan' a teslim olmayıp düşmana silah çeken ilk birliğin kumandanı Ali Paşa' ya ithafen verilmiş manalı bir isme sahip bir ada burası.
Cunda' da sahil yolunun başında Taş Kahve ile karşısındaki tombul milli piyangocu amca karşıladı bizi. Damla sakızının ünlü olduğunu duymuştuk. Haliyle denememek olmazdı. Sakızlı Türk kahvesini yudumlarken stresli geçen yolcuğumuzu unutup, bütün yorgunluğumuzu atıverdik doğrusu.

Bu küçük adada o kadar çok kedi var ki farketmemek elde değil. Oturuken masaların altından sandalyelerin arasından geçen kedilerin haddi hesabı yok. Mart ayında olduğumuzdan olsa gerek hepsi tüylerini kabartmış kocaman kocaman kediler. Ben tedirgin oldum açıkcası ayağımın altında dolaşan dev kedilerden. İşte bir garfield...

Cunda' da sahil yolundan ilerlerken deniz kestaneleri çarpıyor gözümüze. Balıkçılar bu kestanelerin içindeki larvaları çıkartıp satıyorlar. Su içinden çıktıkları halde dikenlerini kımıldatan bu hayvanlar o kadar ilgimizi çekti ki cinsiyetlerini bile öğrendik. Sarı olursa dişi, turuncu olursa erkek. Bakın bir erkek deniz kestanesi...

Sahil yolunu biraz turladıktan sonra adanın iç kesimlerine sıra geldi. Bir veya iki katlı Rum evleri arasında dolaşmaya başladık. Panjuru pencerenin ayrılmaz bir parçası kabul eden bu mimari yapıların çoğunda, ince el işçiliği kendini gösteriyor. Kapılar da aynı zerafet içinde ev sakinlerine ve misafirlere hoş bir karşılama sunuyor.
Dar sokaklarda gezerken öyle bir sokağa denk geliyoruz ki bu sokak dar sokaklardan çok daha dar. Kollarımı açtığımda yan duvarlara dokunabildim. Yani sokağın genişliği bir kulaç kadar var yok...
Günümüzde ayakta kalan birkaç tarihi yapıdan biri de Profit İliya, Tükçesi İlyas Peygamber Manastırı. Manastırın ön ve arka cephesi. (Arka cepheden çekim yaparken kadrajıma anlam veremediğim siyah gölgeler girmiş. Fotoğraflara göz atarken sonradan farkettim ve objektif güneşliğinden dolayı olduğunu düşündüm. Olsun fotoğrafa değişik bir hava katmış :p)
Bir yorgunluk molası verelim diye ta adanın tepesine çıkılır mı? Çıktık işte. Tepedeki değirmende sodamızı içip durgun denizi izlemenin keyfi bacaklarımıza derman getirdi. Türkiye' nin çoğu yerinde olduğu gibi Arap saçına dönen, binaların arasında dolanan kablolar burada da fotoğrafın bütün güzelliğini alıp götürmüş. Sağdaki bayrak direğinin üzerindeki şanlı bayrağı da kadraja alabilseymişim hoş bir şey olacakmış. Neyse iyi yönünden bakalım. Öz eleştiri yapmış oldum.
Değirmenden bir ada manzarası. Bu manzarayı gördükten sonra yemek yemek aklımıza bile gelmiyor... Doyuyoruz... Ama izlemeye doyum olmuyor...

Cunda adasın' daki gezimizin sonuna yaklaşıyoruz. Buradan Şeytan Sofrası' na gitmek için vakit daralıyor. Tepeden iniyoruz. Çarşı içindeki dikkatimizi çeken bir kaç kahvehaneye ve bir kaç seyyar satıcıya takılıp, tekrar taş kahve önünde buluşuyoruz.
5 yorum:
beğendim, özellikle yakında gelecek baharla ilgili kısımları:)
Can dostum güzel insan;
Çalışmalarını elan yakından takip eden bir sanatsever olarak, klasik üslübdan neo-klasik üsluba yumuşak bir geçiş faideli olabilir. Hatta surrealist çalışmalar yemeğin üstüne serpiştirilmiş baharat tadı verebilir..
Devamarını bekliyorum ;)
memeeeeet
her şeyiyle harika
yılmadan devam
Yorum Gönder