deniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2010 Perşembe

Eğitim Sonrası - Kadıköy (İstanbul)

TT akademinin düzenlediği, 2 gün sürecek "Planlama ve Zaman Yönetimi" eğitimi için İstanbul - Maltepe' ye geldim. Hava kapalı, gökyüzü parçalı bulutlu, yer yer yağışlı bir gündü. Adalara gitmeyi ve Fatih' i görmeyi niyetlemiştim. Lakin, önceki gelişimdeki gibi oldu, hava durumundan gidemedim. Eğitim de 17:30' a dek sürdüğü için Fatihimi de göremedim. Neyse ki 24 gün sonra gelecek.

Eğitime gelince faydalı bir eğitim oldu. Artık zamanı daha iyi yöneterek yaşantımı daha verimli geçirebiliyorum. :) Plan, plan, plan...

Salı akşamı Kadıköy iskelesinden Kemal' le çektiğim fotoğrafları kar saydım.












Kadıköy iskelesinden Haydarpaşa tren garı.






Güneş tamamen battıktan sonra...






Meşhur Alkım kitabevi. Kitap kurdu olan Kemal kardeşimin ricası üzerine içerisinde kısa bir gezinti yapıp, otele dönüyoruz.








3 katlı bir binanın dış duvarı büyüklüğünde bir kahve reklamı.

20 Mart 2010 Cumartesi

4. FDT Gezisi - 2. Gün - 1. Bölüm - Romen Mahallesi (Ayvalık)

"Cunda Adası' nındaki kedileri, Şeytan Sofrası' ndaki Şeytan ayak izini, akşam yemeğindeki vişne ve papalina muhabbetini, akşam yemeğinin ardından yenen normal lahmacunu ve şamataları geride bırakıp gezimize 2. gün kaldığı yerden devam ediyoruz."

Bugün Ayvalık' tayız. Gökyüzü kapalı, hafif yağmur çiseliyor, rüzgar esiyor ve önceki güne nazaran soğuk bir hava. Ayvalık sokaklarında gezerken, fotoğraf dostları ile bir Romen mahallesine dalıyoruz. Diğer mahalle sakinlerine göre daha fakir bir yaşam süren Romenler, şehrin bu ücra sokağında tek katlı evlerinde kendilerine yer bulmuşlar. Pencerelerden bakan ve kapı önlerinde oturan çocuklu ablalar, yaşlısından gencine bir çok Romen bu dar sokak boyunca kadrajımıza takılıyor. Evlerimizi yıkacaklar diye dert yananlar, "Apla beni de çek! Abi beni de çek" diye peşimizde pervane olan çocuklar, asırlık nineler mi ararsın hepsi bu sokakta. Buyurun! İşte Romen sokağından bir kaç enstantane...

























15 Mart 2010 Pazartesi

4. FDT Gezisi - 1. Gün - 1. Bölüm - Cunda Adası (Ayvalık)

"Özlem ve hasret duygularının hat safhaya ulaştığı vakitte 3 aylık bekleyiş nihayete erdi sonunda... Yeni bir şehir sesimizi duydu sanki; güneşi de davet ederek yeni yüzlere kapılarını açıp buyur etti. Biz muhabbet dostlarına eşşiz doğal güzelliğini sunarak, dostlarını misafir etti 2 gün boyunca. Mavi berrak denizinde sanki boğulmaktan zor kurtulmuş çırpınan insanlar gibi yemyeşil adacıkları bizlere bir kez daha yaşama sevincini hatırlattı. Bahara bizden önce merhaba diyen bu sevgi yumağı şehrin adası, Cunda, baharın buralara da yaklaştığını, çiçeklerin açacağını ve güzel günlerin geleceğini müjdeledi."




Vazo! Her zamanki buluşma noktamız. Vakit geldi. Fotoğraf dostları birer birer damladı buluşma noktamıza. Ardından da bizi taşıyacak otobüsümüz beliriverdi ışıkların arasından...Otobüste gırgır şamata olacağını bildiğim için uykusuna düşkünlerin arasına oturdum ön koltuklara yani. Neyse... Vakit, yol alma vaktidir dedik çıktık yola. Henüz 40-50 km gittik gitmedik beklenmedik bir şekilde tekerimiz patladı. Allah'tan arkadaki çift tekerlerden biri patlamış ki herhangi bir kaza yaşanmadı. Gecenin 3'ünde lastikçi aradık feldir feldir. Ta ki Bozüyükte bulabildik açık bir lastikçi. Lastiği tamir ettirir ettirmez yolculuğumuza devam ettik. Sabahın göz alıcı ışıklarından rahatsız olup gözlerimizi açtığımızda, bir baktık Ayvalık' tayız.

Ayvalık' ın girişindeki harika köy kahvaltısının ardından, Türkiye' nin ilk boğaz köprüsünden geçerek Cunda Adası'na bugünkü ismiyle Alibey Adası'na geldik. Kurtuluş Savaşı' nda Yunan' a teslim olmayıp düşmana silah çeken ilk birliğin kumandanı Ali Paşa' ya ithafen verilmiş manalı bir isme sahip bir ada burası.




Cunda' da sahil yolunun başında Taş Kahve ile karşısındaki tombul milli piyangocu amca karşıladı bizi. Damla sakızının ünlü olduğunu duymuştuk. Haliyle denememek olmazdı. Sakızlı Türk kahvesini yudumlarken stresli geçen yolcuğumuzu unutup, bütün yorgunluğumuzu atıverdik doğrusu.






Bu küçük adada o kadar çok kedi var ki farketmemek elde değil. Oturuken masaların altından sandalyelerin arasından geçen kedilerin haddi hesabı yok. Mart ayında olduğumuzdan olsa gerek hepsi tüylerini kabartmış kocaman kocaman kediler. Ben tedirgin oldum açıkcası ayağımın altında dolaşan dev kedilerden. İşte bir garfield...




Cunda' da sahil yolundan ilerlerken deniz kestaneleri çarpıyor gözümüze. Balıkçılar bu kestanelerin içindeki larvaları çıkartıp satıyorlar. Su içinden çıktıkları halde dikenlerini kımıldatan bu hayvanlar o kadar ilgimizi çekti ki cinsiyetlerini bile öğrendik. Sarı olursa dişi, turuncu olursa erkek. Bakın bir erkek deniz kestanesi...






Sahil yolunu biraz turladıktan sonra adanın iç kesimlerine sıra geldi. Bir veya iki katlı Rum evleri arasında dolaşmaya başladık. Panjuru pencerenin ayrılmaz bir parçası kabul eden bu mimari yapıların çoğunda, ince el işçiliği kendini gösteriyor. Kapılar da aynı zerafet içinde ev sakinlerine ve misafirlere hoş bir karşılama sunuyor.





Dar sokaklarda gezerken öyle bir sokağa denk geliyoruz ki bu sokak dar sokaklardan çok daha dar. Kollarımı açtığımda yan duvarlara dokunabildim. Yani sokağın genişliği bir kulaç kadar var yok...



Günümüzde ayakta kalan birkaç tarihi yapıdan biri de Profit İliya, Tükçesi İlyas Peygamber Manastırı. Manastırın ön ve arka cephesi. (Arka cepheden çekim yaparken kadrajıma anlam veremediğim siyah gölgeler girmiş. Fotoğraflara göz atarken sonradan farkettim ve objektif güneşliğinden dolayı olduğunu düşündüm. Olsun fotoğrafa değişik bir hava katmış :p)






Bir yorgunluk molası verelim diye ta adanın tepesine çıkılır mı? Çıktık işte. Tepedeki değirmende sodamızı içip durgun denizi izlemenin keyfi bacaklarımıza derman getirdi. Türkiye' nin çoğu yerinde olduğu gibi Arap saçına dönen, binaların arasında dolanan kablolar burada da fotoğrafın bütün güzelliğini alıp götürmüş. Sağdaki bayrak direğinin üzerindeki şanlı bayrağı da kadraja alabilseymişim hoş bir şey olacakmış. Neyse iyi yönünden bakalım. Öz eleştiri yapmış oldum.




Değirmenden bir ada manzarası. Bu manzarayı gördükten sonra yemek yemek aklımıza bile gelmiyor... Doyuyoruz... Ama izlemeye doyum olmuyor...



Cunda adasın' daki gezimizin sonuna yaklaşıyoruz. Buradan Şeytan Sofrası' na gitmek için vakit daralıyor. Tepeden iniyoruz. Çarşı içindeki dikkatimizi çeken bir kaç kahvehaneye ve bir kaç seyyar satıcıya takılıp, tekrar taş kahve önünde buluşuyoruz.





21 Aralık 2009 Pazartesi

3. FDT Gezisi - 2. Bölüm - Trilye (Zeytinbağı)

"Trilye' de çok iyi korunmuş, çok eski mimari yapılar bulunuyor. Eski Rum evleri, kilisler, taş mektep bunlardan bazıları. Ecdadın kültüre verdiği değerin bir kanıtı karşımıza çıkıyor bütün tarihi yapılarda."



Kahvaltıdan sonra sokak gezimize başlıyoruz. İlk sokak köşesinde, 13. yy dan kalma Kemerli Kilise karşılıyor biz fotoğrafçıları. Kimimiz sağından, kimimiz solundan çekmeye başladık bu tarihi kalıntıyı. Hatta kapılarının kilitli olmasına aldırmayıp, pencereden içerisine girip çekenler bile vardı.



Ben içerisine giremedim ama merak edip baktım ne var diye. Kiliseye ismini veren kemer net bir şekilde gözüküyor.



Yol boyunca Trilye evlerini seyrettikçe, yıllar öncesinin sokak, yaşam tarzına tanıklık ediyoruz. Sanki insanlar kimisi ibadet ediyor, kiliseden çıkacak, kimisi okula gitmiş, zil çalmasını bekliyor, kimisi yemekhanede yemek başında, yedikten sonra çıkacak bu sokaklara gibi... Dar, engebeli kaldırım ihtiyacından yoksun sokakları yanlarındaki rengarenk evler süslüyor. Bu evlerin giriş katı genelde zeytin deposu olarak işlev görürken, üst kat ise uzun pencereleri ile oturma odası olarak kullanılırmış. İki kat arasında ipek böceği yetiştirmek için alçak tavanlı ara bir kat daha varmış.



Bazı evlerin çok eski ve uzun bir süredir el değmemiş olduğu çatılarındaki küçük yeşilliklerden belli oluyor.






Rengarenk Trilye evleri ile eski postahane


İçine ışık süzülen, belki de böylece ilgi çekmeye çalışan terkedilmiş bir Trilye evi



Rumların kasabayı terk etmesinden sonra mülkiyet haline gelmiş bu kilisede halen aileler yaşamaktadır. Dündar Evi


20. yy' ın başlarında yaptırılan Taş Mektep batı mimarisini yansıtan en son ve en yeni yapıdır.

Trilye' nin gün boyu altını üstüne getirerek gezimizi bitiriyoruz. Diğer gezimizde görüşmek üzere, esen kalın. hehehe

Blog Listem

Blogger tarafından desteklenmektedir.