fdt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fdt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2010 Perşembe

5. FDT Gezisi - 2. Bölüm - Akrapol (Bergama- İzmi..
















19 Nisan 2010 Pazartesi

5. FDT Gezisi - 1. Bölüm - Bergama Bazilika Kilisesi (İzmir)
















20 Mart 2010 Cumartesi

4. FDT Gezisi - 2. Gün - 3. Bölüm - Dönüş (Ayvalık)



4. FDT Gezisi - 2. Gün - 2. Bölüm - Ayvalık Şehir Turu



Ayvalık içinde bir çok kiliseden camiye çevrilmiş ibadethane var. Bunlardan en görkemlisi ise "Yeni Cami". Cumhuriyet' in ilk döneminde camiye dönüştürülmüş. Orijinal yapısını muhafaza eden bu cami, halen Hristiyanlığın bir çok izini taşıyor. İmam efendi cami hakkında tarihi bilgiler verdi. Sadece İsa ve Meryem figürleri koyu kırmızıyla kaplanmış. İbadet yönü Kabe' ye çevrilmiş ve mimariye uygun hediye edilen mihrap eklenmiş. Minber bile orijinal; yüksekçe bir kürsüye merdiven ilave edilerek oluşturulmuş. Başka medeniyetler bizim yaptığımız camilerimizi yakıp yıkarken, ecdat bir kez daha kültüre verdiği değeri mütevazi bir şekilde ortaya koymuş.









Yeni Cami büyülüyor bizi, uzun bir süre ayrılamıyoruz...





Görkemli yapının büyüsünden sıyrılıp, şehrin son karelerini çekmeye çıkıyoruz. Unutulmaz bir anı olarak kalacak olan normal ve vişne muhabbeti bütün gün boyunca dilimize dolanıyor. İşte muhabbetin baş rol oyuncuları. Sevim ve Nuray aplalar ile Enes Api... :)







Buluşma noktamıza varırken sahil yolunda yürüme yarışması düzenlendiğini farkediyoruz. Arka sıradakilerden bir kaç azimli sporcu...





Artık dönme vakti geldi. Normal arkadaşlarla pazardan aldığım ağaç kavununu yedikten ve bir kaç deniz fotoğrafı çektikten sonra, yorgun gözlerle ayrılıyoruz Ayvalık' tan. Unutulmayacak muhabbetler için emeği geçenlere teşekkür eder, bir sonraki gezimizde buluşmak dileğiyle esenlikler dilerim.





4. FDT Gezisi - 2. Gün - 1. Bölüm - Romen Mahallesi (Ayvalık)

"Cunda Adası' nındaki kedileri, Şeytan Sofrası' ndaki Şeytan ayak izini, akşam yemeğindeki vişne ve papalina muhabbetini, akşam yemeğinin ardından yenen normal lahmacunu ve şamataları geride bırakıp gezimize 2. gün kaldığı yerden devam ediyoruz."

Bugün Ayvalık' tayız. Gökyüzü kapalı, hafif yağmur çiseliyor, rüzgar esiyor ve önceki güne nazaran soğuk bir hava. Ayvalık sokaklarında gezerken, fotoğraf dostları ile bir Romen mahallesine dalıyoruz. Diğer mahalle sakinlerine göre daha fakir bir yaşam süren Romenler, şehrin bu ücra sokağında tek katlı evlerinde kendilerine yer bulmuşlar. Pencerelerden bakan ve kapı önlerinde oturan çocuklu ablalar, yaşlısından gencine bir çok Romen bu dar sokak boyunca kadrajımıza takılıyor. Evlerimizi yıkacaklar diye dert yananlar, "Apla beni de çek! Abi beni de çek" diye peşimizde pervane olan çocuklar, asırlık nineler mi ararsın hepsi bu sokakta. Buyurun! İşte Romen sokağından bir kaç enstantane...

























19 Mart 2010 Cuma

4. FDT Gezisi - 1. Gün - 2. Bölüm - Şeytan Sofrası (Ayvalık)



Cunda Adası' ndan ayrılıp gezimize Şeytan Sofrası' yla devam ediyoruz. Burası Ayvalık' ı ve çevresindeki 10' larca küçüklü büyüklü adaya hakim bir tepe. Taşların üzerine yüksekce bir yere çıkıp, adalar üzerinden büyük adımlarla atlayası geliyor insanın. Hatta atlaya atlaya Midilli' ye varıp, çıkartma yapıp, feth edesimiz geliyor.



Şeytan Sofrası' nın turist çekebilmek için fi tarihinde uydurulmuş bir hikayesi var. Sözde Şeytan bu tepeden Ayvalık' da doğru adalar üzerinden zıplaya zıplaya kaçmış. İnandırıcı olsun diye de büyük bir kaya üzerinde bir oyuk açılmış ayak şeklinde. Şeytan' ın ayağı denmiş bu büyükçe oyuğa. Etrafı demir parmaklıklar ile kaplı. Oyuğun içine para atıp dilek tutuyorsunuz. Şeytan 'ın şerrinden uzak durmayı diliyorsunuz falan filan. Oyuk dolunca paralar alınıyor. Turist geldikçe doluyor. Tekra boşalılıyor. Tekrar doluyor...

FDT aile fotoğrafı çekiliyoruz. FDT' nin akıl hocalarından Oğuz abinin doğum günüymüş bugün. 63 yaşına basmış kabul etmese de. Kısa, içten ve duygulu bir teşekkür konuşmasının hemen ardından bizler iyi doğdun naraları atarken arkadaşlar kendisini omuzlara almaya çalıyor.




Kocaman bir kayalık gibi görünen yarımada Tımarhane Adası olarak biliniyor. Önceleri bu adada meyve ağaçları ve hayvan barınakları bulunan büyükçe bir çiftlik varmış. Ayrıca bu yarımadada akıl hastaları tedavi ediliyormuş. Hastaların burada tedavi edilmesinin sebeplerinden biri de böyle huzurlu bir ortam olduğundan olsa gerek.




Hava bulutlu olduğundan dolayı gün batımını izleyemiyoruz maalesef. Hava da soğumaya başlayınca Ayvalık' a dönmek, otelimize yerleşmek üzere Şeytan Sofrası' ndan ayrılıyoruz.

15 Mart 2010 Pazartesi

4. FDT Gezisi - 1. Gün - 1. Bölüm - Cunda Adası (Ayvalık)

"Özlem ve hasret duygularının hat safhaya ulaştığı vakitte 3 aylık bekleyiş nihayete erdi sonunda... Yeni bir şehir sesimizi duydu sanki; güneşi de davet ederek yeni yüzlere kapılarını açıp buyur etti. Biz muhabbet dostlarına eşşiz doğal güzelliğini sunarak, dostlarını misafir etti 2 gün boyunca. Mavi berrak denizinde sanki boğulmaktan zor kurtulmuş çırpınan insanlar gibi yemyeşil adacıkları bizlere bir kez daha yaşama sevincini hatırlattı. Bahara bizden önce merhaba diyen bu sevgi yumağı şehrin adası, Cunda, baharın buralara da yaklaştığını, çiçeklerin açacağını ve güzel günlerin geleceğini müjdeledi."




Vazo! Her zamanki buluşma noktamız. Vakit geldi. Fotoğraf dostları birer birer damladı buluşma noktamıza. Ardından da bizi taşıyacak otobüsümüz beliriverdi ışıkların arasından...Otobüste gırgır şamata olacağını bildiğim için uykusuna düşkünlerin arasına oturdum ön koltuklara yani. Neyse... Vakit, yol alma vaktidir dedik çıktık yola. Henüz 40-50 km gittik gitmedik beklenmedik bir şekilde tekerimiz patladı. Allah'tan arkadaki çift tekerlerden biri patlamış ki herhangi bir kaza yaşanmadı. Gecenin 3'ünde lastikçi aradık feldir feldir. Ta ki Bozüyükte bulabildik açık bir lastikçi. Lastiği tamir ettirir ettirmez yolculuğumuza devam ettik. Sabahın göz alıcı ışıklarından rahatsız olup gözlerimizi açtığımızda, bir baktık Ayvalık' tayız.

Ayvalık' ın girişindeki harika köy kahvaltısının ardından, Türkiye' nin ilk boğaz köprüsünden geçerek Cunda Adası'na bugünkü ismiyle Alibey Adası'na geldik. Kurtuluş Savaşı' nda Yunan' a teslim olmayıp düşmana silah çeken ilk birliğin kumandanı Ali Paşa' ya ithafen verilmiş manalı bir isme sahip bir ada burası.




Cunda' da sahil yolunun başında Taş Kahve ile karşısındaki tombul milli piyangocu amca karşıladı bizi. Damla sakızının ünlü olduğunu duymuştuk. Haliyle denememek olmazdı. Sakızlı Türk kahvesini yudumlarken stresli geçen yolcuğumuzu unutup, bütün yorgunluğumuzu atıverdik doğrusu.






Bu küçük adada o kadar çok kedi var ki farketmemek elde değil. Oturuken masaların altından sandalyelerin arasından geçen kedilerin haddi hesabı yok. Mart ayında olduğumuzdan olsa gerek hepsi tüylerini kabartmış kocaman kocaman kediler. Ben tedirgin oldum açıkcası ayağımın altında dolaşan dev kedilerden. İşte bir garfield...




Cunda' da sahil yolundan ilerlerken deniz kestaneleri çarpıyor gözümüze. Balıkçılar bu kestanelerin içindeki larvaları çıkartıp satıyorlar. Su içinden çıktıkları halde dikenlerini kımıldatan bu hayvanlar o kadar ilgimizi çekti ki cinsiyetlerini bile öğrendik. Sarı olursa dişi, turuncu olursa erkek. Bakın bir erkek deniz kestanesi...






Sahil yolunu biraz turladıktan sonra adanın iç kesimlerine sıra geldi. Bir veya iki katlı Rum evleri arasında dolaşmaya başladık. Panjuru pencerenin ayrılmaz bir parçası kabul eden bu mimari yapıların çoğunda, ince el işçiliği kendini gösteriyor. Kapılar da aynı zerafet içinde ev sakinlerine ve misafirlere hoş bir karşılama sunuyor.





Dar sokaklarda gezerken öyle bir sokağa denk geliyoruz ki bu sokak dar sokaklardan çok daha dar. Kollarımı açtığımda yan duvarlara dokunabildim. Yani sokağın genişliği bir kulaç kadar var yok...



Günümüzde ayakta kalan birkaç tarihi yapıdan biri de Profit İliya, Tükçesi İlyas Peygamber Manastırı. Manastırın ön ve arka cephesi. (Arka cepheden çekim yaparken kadrajıma anlam veremediğim siyah gölgeler girmiş. Fotoğraflara göz atarken sonradan farkettim ve objektif güneşliğinden dolayı olduğunu düşündüm. Olsun fotoğrafa değişik bir hava katmış :p)






Bir yorgunluk molası verelim diye ta adanın tepesine çıkılır mı? Çıktık işte. Tepedeki değirmende sodamızı içip durgun denizi izlemenin keyfi bacaklarımıza derman getirdi. Türkiye' nin çoğu yerinde olduğu gibi Arap saçına dönen, binaların arasında dolanan kablolar burada da fotoğrafın bütün güzelliğini alıp götürmüş. Sağdaki bayrak direğinin üzerindeki şanlı bayrağı da kadraja alabilseymişim hoş bir şey olacakmış. Neyse iyi yönünden bakalım. Öz eleştiri yapmış oldum.




Değirmenden bir ada manzarası. Bu manzarayı gördükten sonra yemek yemek aklımıza bile gelmiyor... Doyuyoruz... Ama izlemeye doyum olmuyor...



Cunda adasın' daki gezimizin sonuna yaklaşıyoruz. Buradan Şeytan Sofrası' na gitmek için vakit daralıyor. Tepeden iniyoruz. Çarşı içindeki dikkatimizi çeken bir kaç kahvehaneye ve bir kaç seyyar satıcıya takılıp, tekrar taş kahve önünde buluşuyoruz.





Blog Listem

Blogger tarafından desteklenmektedir.