
Kahvaltıdan sonra sokak gezimize başlıyoruz. İlk sokak köşesinde, 13. yy dan kalma Kemerli Kilise karşılıyor biz fotoğrafçıları. Kimimiz sağından, kimimiz solundan çekmeye başladık bu tarihi kalıntıyı. Hatta kapılarının kilitli olmasına aldırmayıp, pencereden içerisine girip çekenler bile vardı.

Ben içerisine giremedim ama merak edip baktım ne var diye. Kiliseye ismini veren kemer net bir şekilde gözüküyor.

Yol boyunca Trilye evlerini seyrettikçe, yıllar öncesinin sokak, yaşam tarzına tanıklık ediyoruz. Sanki insanlar kimisi ibadet ediyor, kiliseden çıkacak, kimisi okula gitmiş, zil çalmasını bekliyor, kimisi yemekhanede yemek başında, yedikten sonra çıkacak bu sokaklara gibi... Dar, engebeli kaldırım ihtiyacından yoksun sokakları yanlarındaki rengarenk evler süslüyor. Bu evlerin giriş katı genelde zeytin deposu olarak işlev görürken, üst kat ise uzun pencereleri ile oturma odası olarak kullanılırmış. İki kat arasında ipek böceği yetiştirmek için alçak tavanlı ara bir kat daha varmış.

Bazı evlerin çok eski ve uzun bir süredir el değmemiş olduğu çatılarındaki küçük yeşilliklerden belli oluyor.



Rengarenk Trilye evleri ile eski postahane

İçine ışık süzülen, belki de böylece ilgi çekmeye çalışan terkedilmiş bir Trilye evi

Rumların kasabayı terk etmesinden sonra mülkiyet haline gelmiş bu kilisede halen aileler yaşamaktadır. Dündar Evi

20. yy' ın başlarında yaptırılan Taş Mektep batı mimarisini yansıtan en son ve en yeni yapıdır.
Trilye' nin gün boyu altını üstüne getirerek gezimizi bitiriyoruz. Diğer gezimizde görüşmek üzere, esen kalın. hehehe
1 yorum:
h a r i k a fotoğraflar Oğuz Han...Ellerine sağlık.ben de birkaç hafta önce gezdiğim Trilye yi bloğumda yayınlamaya çalışırken gördüm fotoğraflarını...Ellerine sağlık,ne kadar da özenli..Ben yayınlasam mı yayınlamasam mı diye düşünüyorum benim zavallı yazımı şimdi senin yüzünden yahu!!!
Süpersin.Daha sonra etraflıca bakıcam bloguna şimdi okuldayım, çaktırmadan bakıyorum.
sevgiler...
Yorum Gönder