22 Temmuz 2009 Çarşamba

1. CS Misafir - 2. Kısım

"Misafirlerimizle ikinci günümüz."

Tarih kokan bu şehrin bir de kalesi var. Bizanslılardan kalma bir kale olup, belirli dönemlerde hapishane olarak da kullanıldığı söylenmektedir. Kütahya Kalesi' nin(Hisar' ın) en üst kısmında bir restaurant bulunmaktadır. Bunun hikayesi de ilginçtir. 1970 lerin başında dönemin belediye başkanı ödül almak için Avrupa gezisi yapmaktadır. Ve bu gezi esnasında bir yerde döner restaurant görmüştür. Ve kaleyi daha cazip bir mekan haline getirmek için bu mekana gördüğü döner lokantaya benzer bir lokanta inşa ettirmiştir. 45 dk da bir tur dönen bu lokantada yemek yerken, Kütahya manzarasını izlemek, hele akşam vaktinde oldukça keyifliydi. Ufukta gün batımını gözlemlemek de ayrı bir tat verdi bize. Her yer siyahın matemine bürünürken, şehrin ışıkları bu matemi aydınlatmaya çalışıyordu sanki...





Fatih Bey' in bakım için, yeni tesis kurmak için ya da arızadan dolayı en az ayda bir kez çıktığı karlık tepeden bir manzara yakaladım. Makinanın ayağını getirmediğime çok pişman oldum. Pananomik, HDR, gece manzarası çekemedim. İstediğim fotoğrafları çekememenin verdiği moral bozukluğu, makinanın sınırlarını zorlamama neden oldu...



Yemek yerken dil bilimci olan arkadaşımız Gerrie Arapça öğrendiğini ve hat sanatıyla uğraştığını söyledi. Babasından gelen bir merakmış bu uğraş. Başka hat sanatlarından mı esinlendi, kendince mi yazdı bilmiyoruz, velakin müthiş bir çalışma olduğunu söyleyeilirim. Hatta kendi ismini Arap harfleriyle yazıp, gümüş kolye yaptırmış ("Gerrie" Hollandaca (Dutch) dilinde telefuzu "Hayriye").





Dönüşte yine çok eski bir yapıya - kiliseye rstladık. Bu kilise Bizans döneminden günümüze ulaşmış ender yapılardan bir tanesi. Zaman zaman hamam, cami, tekrar kilise olarak kullanıldığı emin olunmamakla birlikte söylenilmektedir. Akşam vakti olduğundan kilisede hiç bir görevli yoktu ve kapısını kitlemişlerdi. Bu kilise şu an virane halinle hayatını sürdürme gayretindedir. Kütahya Belediyesi tarafından restore edilmek istenmiş ama İzmir ve İstanbul' daki kiliselerden destek göremediği için bakım, onarım çalışmaları yapılamamıştır. Çanını çalmışlar, öğrendiğimize göre iç kısımlarını kazmışlar yani çok yaralamışlar bu tarihi yapıyı. Ama diğerleri gibi zor da ayakta kalmaya devam ediyor...





O mıntıkada Cumhuriyet öncesi Rumların az ötesinde de Ermenilerin yaşadığını öğrendik. Ayrıca diğer yakasında da Türklerin yaşadığını öğrendik. Dostane ilişkiler içinde dilleri, dinleri ayrı olduğu halde uzun yıllar kardeşçe yaşamış bu 3 millet. Kurtuluş savaşında ise yunanlılar tarafından kışkırtılarak onların safında Türklere karşı savaşmışlar. Daha sonra ise karşılıklı göç politikası kapsamında Yunanlılar Yunanistan' a, Ermeniler Ermenistan' a, Türkiye dışındaki Türkler ise bu bölgelere göç etmişlerdir. Şu sıralar ise bu evlerin çoğu boş, hayalet şehir gibi ıssız sokaklara ev sahipliği yapıyor bu eskimeyen evler.

1 yorum:

Unknown dedi ki...

Tarihi yerleri çok fazla. Tanıtıma ve belki eski evlerin pansiyon gibi kullanımına ihtiyacı var. Eski mahallleler zamanda yolculuğa çıkarıyor insanı. Ruhunu dinlendiriyor.

(Cihangir ER)

Yorum Gönder

Blog Listem

Blogger tarafından desteklenmektedir.