Güzel bir cumartesiden sonra gönül rahatlığıyla güne merhaba diyoruz. Aheste aheste açılıyor gözler. Bir sağa bir sola dönüyoruz yatakta. Yeni kalksak da esniyoruz. Saate bakıp işe yetişme telaşı olmayışının farkedilmesi çok tatlı geliyor. Uykunun tadına varıyoruz. Güneş ışınları giriyor odaya perdeyi araladıkça. Işıkla oynanacak eğlenceli bir gün olacağını tahmin edip evden çıkıyoruz.
Pazar kahvaltısını yapıp, nereye gitsek diye düşünürken, Eskişehir mi, Çavdarhisar mı derken, Kütahya sokaklarında kısa bir gezinti yapıyoruz. Cumhuriyet caddesinde cami önünde güneşi iliklerinde hisseden yaşlı amcamız, bir yandan da simit yiyor. Keyfine diyecek yok.
Evvelde Kütahya' da ticaretin yapıldığı Saman Pazarı' nda bir kahvehaneye oturuyoruz. Muhabbet gırla gidiyor.




Güneş ışınlarının dik geldiği öğle vaktinde, yol kenarlarındaki gölgelere sığınarak merkeze dönüyoruz. Yol kenarında baloncuk tabancası ile oynayan bir çocuk fotoğraflarımızı baloncuklarıyla süslüyor.

Küçük bir dükkan ama sıkış depiş biblo dolu.
Hayatları hep askılarda geçen, aslında asılarak hayat bulan, sanki idam sehpasında bekleyen insan profili çizen bu tahta kuklalar birbirlerine bakıp hallerine gülüyorlar.

Kedi bandosu... Miyav miyav seslerini duyar gibiyim...

Bazen yapmacık gülücükler atmamıza rağmen, yapmacık ayı daha gerçekçi gülümseyebiliyor. Hayata gülümseyin!
Merkez Saka köyüne gitmeye karar veriyoruz. At, eşek, koyun, keçi, horoz, tavuk, sıcak insanlar ve doğal yaşam. İşte köyden çeşitli kareler...







Ömrümüzden bir pazar daha eksiltiyoruz vesselam. Bütün keifli pazarlar sizlerin olsun!
0 yorum:
Yorum Gönder